Kendinizi stres altında mı hissediyorsunuz? O zaman limon, mango, lavanta ya da diğer mis kokulu bitkilerin yardımıyla stresten arınmak için bir fırsatınız var.
www.RealAge.com.tr tarafından hazırlanmıştır. Japon bilim adamları, bazı kokuların gen hareketliliğini ve kanın kimyasını etkileyerek stres seviyesini azalttığını öne süren ilk bilimsel kanıtları ortaya çıkardılar. Bu araştırma Journal of Agricultural and Food Chemistry isimli dergide yayınlandı.
Yeni araştırmaya göre, Akiio Nakamura ve grubu, insanların antik çağlardan bu yana stresi azaltmak, depresyon ile başa çıkmak ve uyku kalitesini arttırmak amacıyla bazı bitkilerin kokularını kullandıklarını belirtti.
Ruh ve beden sağlığını iyileştirmek amacıyla kokulu bitki yağlarının kullanıldığı Aromaterapi seansları, son yıllarda alternatif tıp yöntemleri arasında oldukça popüler bir yere sahip. Doğal olarak lavanta, nane ve diğer bitkilerde bulunan ve güzel koku içeriği olan linalol, duygusal stresi azaltmak için kullanılan en yaygın kokular arasında geliyor.
Ancak günümüze kadar linalol’ün vücudumuz üzerindeki etkisi tam anlamıyla çözülemedi.
Araştırmacılar laboratuar farelerini iki gruba ayırdılar. İki grubu da stresli duruma sokmalarına rağmen, bir gruba linalol koklatılırken, diğer gruba ise hiçbir madde koklatılmadı. Linalol, bağışıklık sistemindeki artan stres seviyesini normale yakın bir hale getirmede başarılı oldu. Linalol, aynı zamanda stres zamanlarında aşırı çalışmaya başlayan 100’ den fazla gendeki hareketliliğin azaltılmasına yardımcı oldu.
Yapılan bu araştırmaların sonucu olarak, atalarımızdan günümüze kadar gelen güzel koku alışkanlığı bilimsel çevrelerde de geçerliliğini kanıtlamış oldu. Bilim adamları ise bu araştırmaların, strese iyi gelen kokuları algılamada kullanılabilecek olan testlerine yeni bir bakış açısı getireceğini düşünüyor.
Kısa bir türkü gibi yaşanmaz aşk dediğin, uğraştırmayı seven kaprisli bir assolisttir aşk ve sahnenin yıldızı değilse, adı en üstte yazmıyorsa, herkesten ve her şeyden daha değerli kılınmamışsa basar gider.
Aşka aşık bir aşk kadını olarak, bilirim ki, aşkın olmadığı yerler çöle döner. Kuru ve çorak bir toprak parçasından öteye gitmez yürek, zamanla çatlar, dağılır. Yüreğinizi aşkın yağmuru ile sulamazsanız, gün gelecek ve hiçbir canlının yetişemeyeceği, çiçeklerin açamayacağı, başka diyarlara gitmek için üstüne basılarak geçilmekten başka işe yaramayacak kum yığınından farkınız olmayacaktır.
Sevmek bir çeşit alışkanlıktır. Yürek sevdiği sürece gelişir, büyür, kendini tanır, limitlerini zorlar, daha fazla sevgiyi içine sığdırmayı öğrenir. Kim sevmekten vazgeçerse, vay onun haline! Zamanla küçülür kalp, sevmedikçe büzüşür, daha kötüsü unutur, aşkın büyüsünü, sevginin yarattığı mucizeleri hatırlamaz.
Aşkın yokluğuna üzülmek bile, bir çeşit kalp egzersizidir. Sevmeyi istemek, aşkın peşinden gitmek, ona inanmak, en az aşkın içinde savrulmak kadar değerlidir. Önemli olan, sevginin var olduğunu hatırlamaktır.
Ne zaman birileri aşka inanmadığını söylese, içimde bir yer acır benim. Hem de bıçakla çiziyorlarmış gibi acır. Hangi yürek bunu gerçekten hisseder de dile vurur ki sonu? Aşkın hayatımızda yokluğu, ekmek ve su gibi öldürmüyor diye, gerekliliğinden nasıl vazgeçeriz ki? Bedeni yaşayan ama ruhu ölmüş biri, hayatta sayılır mı?
Tüm dünyevi zevkleri tadarak, sürekli tüketerek, daha fazla para kazanma derdine, daha çok alma ihtiyacına tutunarak, oradan oraya sürüklenen ademoğlu, bunların önemsiz olduğunu ancak gerçek aşkı yakaladığında öğrenir. Ancak işin üzücü tarafı, daha doğrusu beni üzen tarafı, öylesine kaptırır ki insan kendini şu çarkın dönüşüne, sonunda kalbi kör olmuştur. Fark edemez gerçek sevgi gelse bile, onu da bir kalemde harcar, kirletir, ezer.
Yaşamak için bir sürü ihtiyacı karşılamak zorundayız, biliyorum. Barınmak, yemek, içmek, uyumak, giyinmek zorundayız. Bunları çöpe atalım, yollarda divane dolaşalım demiyorum ki! Benim anlatmaya çalıştığım, daha çoğunu isteyen hırsımızın duramayışı yüzünden kaybettiklerimiz.
Daha fazla para kazanıp, daha büyük bir ev alacağız, bir üst model arabaya bineceğiz, en şık ve lüks yerlerde yemek yiyerek, en kaliteli ve pahalı kıyafetleri satın alacağız. Peki, sonra ne olacak? Gece yarılarına kadar iş yerlerinde geçirilen zamanlarda, üstümüzde dünyanın parası olan giysilerimizle, lüks mekanların ancak mutfak kapanış saatlerinde yemeğe yetişebileceğiz. Sonra son moda arabamıza atlayıp, muhteşem evimize gideceğiz. İpek pijamalarımızla gireceğiz kocaman saten çarşaflı yatağımıza, yanımızdaki yastıkta yatan kimse olmayacak, eğer tüm bunlara sahip olma derdinden ertelemişsek aşkı. Yahut orada yatan sizin aşık olduğunuz kişi olmayacak.
Orta yolunu bulmak lazım hayatın. Sonu yok ki tüketmenin, fazlasına sahip olma isteğinin, hırsın ve satın aldıklarımızın. Para aşkı satın almaz. Ne kadar zengin olursak olalım, gerçekten bizi biz olduğumuz için seven, uğrumuzda can verecek, kavgada sırt sırta dövüşecek bir yol arkadaşı satın almamıza yetmeyecektir elimizdeki para.
Eğer unuttuysanız, kalbinize sevgiyi hatırlatın. Aşkı arayın, inanın ve sahip çıkın. Gönlünüz çöle dönüşürse, birilerinin gitmek istedikleri yerler için üstünüzden geçtiği bir kervan yolu olmaktan başka işe yaramayacaktır…
Çoğu kişi internetten iş ilanları, kanunlar, mevzuatlar ve birçok resmi bilgi için site site dolaşıyor. www.devlet.tc sitesi bu tür resmi haberleri ve iş ilanlarını bir araya getirmeyi amaçlamış bir internet sitesi.
www.devlet.tc'de resmi bilgiler ve devlet ile alakalı birçok bilgiye ulaştım. KPSS ile ilgili bilgileri bile buldum. www.devlet.tc'nin birçok memur, çalışan ve iş arayana yardımcı olacağı kanısındayım. Bu memlekete böyle güzel bilgi ve içeriklere sahip websiteleri gerekiyor.
Aynı zamanda Facebook üyeliği olanlar için eş zamanlı olarak içerik bilgilendirme sistemi de oluşturmuş, her eklenen haberi size postalayıp sizi rahatsız etmiyor, aksine bir grup oluşturmuşlar ve haberleri orada yayınlıyorlar, oradan da girip hangi haberler eklenmiş, haber özetlerini takip edebiliyorsunuz. Haberin devamını okumak için haber altında bulunan "Gönderinin Aslını Gör" bağlantısını tıklamanız yeterli oluyor.
Seçilmiş ayda, kutlu günde, güzel saatte… Bir övülmüş isim, saba yeli gibi merhametli, içten ve nüvazişkâr…
Selamlar ki şeker dudaklıların vuslatı gibi içtendir, elbette onadır. Hasretler ki âşıkların âvâzı kadar yanıktır, elbette onadır. Övgüler ki özlem sözlerince ateşli, ve arzular ki sevgililerin saçları misali uzun, ona, hep onadır. Duyuşlar ki kurtuluşun nuruyla nurlanmış yüzler gibi aydınlık, ve teselliler ki lale yanakların kadifesince yumuşak, anımsamalar ki şehitlerin “Allah! Allah!” nidası ardından atılışlarınca makbul, hep onadır, hep onadır. O ki Gül’dür, bütün mecburiyetler onadır. Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum.
Gönüller ki Gül’e hasret!..
Az konuşmaya ve çok sükuta vurgun… Serapa belagat ve fesahat pınarı… Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi. Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!.. Geç kalmış aylara ve yıllara inat kadehinden içelim artık gül şarabını, çölde yitmiş çaylara ve yollara inat gerçeğinden seçelim şimdi gül serabını… Gül sözleri edelim çok çok, ve gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül’ün aşkını derelim gül hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip. Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.
Gönlüm ki Gül’e hasret…
Üçüncü halin imkansızlığında… Ve kozanın amansız yırtılışında… Cevher Gül’e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül’e, sevgi bana… Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları… Güzelliğimi artır benim Gül’üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi… Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle. Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi. Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni; geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..
Gönül ki Gül’e hasret…
Güzellik kendisine sıfat değil ad olan… Gül olmayınca bağçeler berbad olan… Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından… Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından… İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da… Gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz… Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim. Gülü kendi sesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!… Hâb–ı gaflette geçen ömrümü rü’yâ gördüm.
Gönüller ki Gül’e hasret…
Gönül ki kana boyandı, ve Gül’ün aşkına yandı… İşte bu güvenilir kente and olsun ki… Tesellilerimiz kötürüm devinmelere mahkum sensiz Efendim, bütün ayrılıklar avuntulara, ve kendini parçalamada bütün yoksulluklar; neşterli ellerde taze yeminler kanamakta! Hayatlarımızın altına kopya kağıtları konuldu yokluğunda ve ruhlarımız şırıngalardan serpildi beyhude çoraklıklara. Sevgine tutulunca damarlarında cehennemlerin dolaştığı yıldızlardan yoksun kaldı göklerimiz. Sevgini unutalı ateşler serin ve selamet olmuyor artık; İbrahimler’i havada eller tutmuyor. Eleğimsağmalara buketlenmiş nergislerin kül kül dökülüyor toprağa. Yolunda olduklarını söyleyenler kendi elleriyle helak meyvelerini kendileri topluyorlar yamaçlarda. Ahdine ve sevgine sadık kalamadığımızdandır zoraki Meryem oruçlarına tutturulmaklığımız; nimetleri nankör ellerden dilendirilmemiz. Zamanın önündeki zalim maratonlarda yalın ayak sevgileri unutturulduk, zulme kapılandık, oyun ve oynaşa kapıldık kaldık!.. Sen bizi cevrine şâyeste bil ihsan olarak.
Aşk, bir Gül’ün adıydı… İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!.. Gel ey, unutma bizi!… Seni bir seven aşkına sev hepimizi!.. Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim… Seni sevdiğim gibi…
Havuzlar başında bizi hâlâ bekliyorsun değil mi, ya Rasûl!..
Dün CANIM olan, yarın düşmanım olmaz benim. Yaşananların hatrı hep saklı kalır. Hatırları hep sorulur selamları hep alınır; Sildiklerim vardır bir de; Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır, Adları anılmaz, hatırları sorulmaz, Sadece BEDDUALARIMDIR!! Vicdanla birlikte Şeref ararım ben sevdiklerimde. Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim. Zaman gelir şerefsizleri de severim. Her yerde gözüm kulağım vardır benim ;Eksik söylemek yalan söylemek değildir; mantığındaki;Çok Dürüstler? Beni değil, kendilerini k